Katılım Bankacılığı ve Kira Sertifikaları

Türkiye’de “Katılım Bankacılığı” adı verilen faizsiz bankacılık sistemi için dünyada en yaygın olarak kullanılan kavram İslâmî Bankacılık’tır. Bu isimlendirme, faizsiz bankacılık uygulamalarında İslam Hukuku kurallarının esas alındığını açık bir şekilde göstermektedir. Katılım Emeklilik Danışma Kurulu Üyesi Mehmet Odabaşı, yatırım sertifikaları kapsamında yer alan sukuk çeşitlerini anlattı.

Katılım Bankaları faizli işlemlerden uzak durma, ticaret ve ortaklık yöntemlerinin helal olması, akitlerde tarafları anlaşmazlığa sürükleyecek belirsizliklere ve haramı serbest hale getirecek şartlara yer vermeme, İslam Hukuku’na göre ticarete konu olamayacak nesnelerin (içki, domuz eti, müstehcen yayınlar, İslâmî değerlerle alay eden eserler, insan organları vs.) ticaretini yapmama ve ticarette tarafların karşılıklı rızasına yer verme, kumarın yasak oluşu gibi İslam Hukuku kurallarına uymak zorundadırlar. Bunu sağlamak üzere Katılım Bankalarının, genelde İslam Hukuku özelde ise İslam Ticaret Hukuku (muâmelât fıkhı) ve İslam İktisadı alanında uzman kişilerden (hoca, akademisyen, araştırmacı) veya bu donanıma sahip bilim adamlarından oluşan bir danışma kurulundan hizmet almaları ya da bu tür yapıları kendi bünyelerinde oluşturmaları şarttır.
Danışma Kurulları

Ülkemizde Katılım Bankaları kuruldukları günden bu yana bu hizmeti danışman hocalardan veya danışma kurullarından almışlar ve almaya devam etmektedirler. Çünkü uluslararası standartlar bunu öngörmekte ve gerek çalışanlar gerekse müşteriler bu hassasiyet dolayısıyla katılım bankalarını tercih etmektedirler. Aslında söz konusu hizmetin bu konuda uzman hocalardan ve akademisyenlerden alınması kadar doğal bir süreç söz konusu olamaz. Günümüzde bütün firmalar, faaliyet gösterdikleri sektörlerde uzman olan kişilerden danışmanlık hizmeti aldıkları gibi katılım bankaları da faizsiz bankacılık uzmanlarına danışarak hareket etmektedirler. Danışmanların görüşleri arasında kimi zaman farklılıklar olsa bile bu durum katılım bankalarını rahatsız etmemektedir. Hatta danışmanların olumsuz ve reddeden görüşleri bile memnuniyetle karşılanmakta, bu kurumlarda çalışan yöneticiler böylece İslam Hukuku’na göre yanlış olan işlemlerden korundukları için gönül huzuru ile işlerine devam etmektedirler. Katılım Bankalarında Danışma Kurullarının bulunmasının gerekliliğiyle ilgili bu genel açıklama, sukuk işlemlerinde de aynı yapının bulunması ve sukukla ilgili tüm aşamalarda Danışma Kurulu kararına ve denetimine göre hareket edilmesinin gerekliliğine işaret etmek için yapılmıştır.

katilim_gorsel_25kasim

Sukuk nedir?

Faizsiz finans kuruluşları için muhasebe ve fıkıh standartları yayınlayan uluslararası bir kuruluş olan İslâmî Finans Kuruluşları İçin Muhasebe ve Denetleme Kurumu / AAOIFI (www.aaoifi.com) faizsiz tahvil de denilen sukuk için şu tanımı yapmaktadır:

“Yatırım sertifikaları (sukuk), mevcut mal (ayn), menfaat veya hizmet ya da belirli / mevcut bir proje veya özel bir yatırım faaliyeti halinde bulunan varlıklar üzerinde şayi ortak mülkiyeti ifade eder şekilde ve birbirine eşit değerde ihraç edilen sertifikalardır.”[1]

Yatırım sertifikaları kapsamında yer alan sukuk çeşitleri ise şunlardır:

“Kiradaki varlıkların aslına malik olmayı sağlayan sukuk, varlıkların menfaatlerine malik olmayı sağlayan sukuk, hizmet paketine malik olmayı sağlayan sukuk, murâbaha akdine dayalı sukuk, selem akdine dayalı sukuk, istisna akdine dayalı sukuk, emek – sermaye / mudârabe ortaklığına dayalı sukuk, sermaye / müşâreke ortaklığına dayalı sukuk, yatırım vekâletine dayalı sukuk, müzâraa ortaklığına (zirâat ortakçılığı) dayalı sukuk, müsâkât ortaklığına (bağ – bahçe ortakçılığı) dayalı sukuk, muğârase ortaklığına (ağaç dikip yetiştirme ortakçılığı) dayalı sukuk.”[2]

Ülkemizde ise bu konu Kira sertifikaları (icare sukûk) özelinde gündeme gelmiş ve tartışma konusu olmuştur.
Kira sertfikası (sukuk) işleminin işleyişi nasıldır?[3]

Kısaca söylemek gerekirse kira sertifikası işleminde kaynak kuruluşun varlıklarını belirli bir süre sonra geri alma vaadiyle satıp ilgili süre boyunca kiralaması söz konusu olmaktadır.

İşlem süreçleri aşağıdaki gibidir:

1. Kaynak kuruluş bazı varlıklarını (mevcut mal, leasing varlıkları, kullanım hakkı, hizmet) kurulan bir şirkete (SPV, VKŞ) satıyor / devrediyor.

2. Varlıkları alan şirket (SPV) bunları, değeri eşit parçalara bölüyor ve her parça için üzerinde değeri yazılı bir sertifika çıkarıyor.

3. Bu şirket daha sonra ilgili sertifikaları yatırımcılara satıyor.

4. Elde edilen satış bedeli kaynak kuruluşa veriliyor.

5. SPV bu varlıkları yatırımcılar adına kaynak kuruluşa kiraya veriyor ve kaynak kuruluşun ödemiş olduğu kira ücretlerini hisselerine göre sertifika sahiplerine ulaştırıyor.

6. Kaynak kuruluş kiracı olarak belli bir süre sonunda ilgili varlıkları geri alma vaadinde bulunuyor.

7. Süre sonunda kaynak kuruluş sattığı varlıkları geri alarak süreci sona erdiriyor (Tasfiye / itfa aşaması).

 

SONUÇ:

1. Kaynak kuruluş nakit ihtiyacını karşılayarak likit hale geliyor.

2. Yatırımcılar bu yöntemle faiz geliri yerine baştan miktarı ve artış oranı belli kira geliri sağlamış oluyor.

3. Süre sonunda kaynak kuruluş varlıklarını geri alıyor ve böylece varlıklarının kesin satışlarda olduğu gibi tamamen elinden çıkması yerine belirli bir süre geri alınması suretiyle uhdesinde kalmasını sağlıyor.

4. Yatırımcılar süre sonunda ayrıca sermayelerini kurtarmış oluyor.

 

Burada Karşımıza Çıkan Fıkhî Sorular / Sorunlar Şunlardır:

1. Bir varlığı burada belirtildiği gibi belirli bir süre sonra geri alma vaadiyle satmak, satın almak, kiralamak ve kira gelirinden faydalanmak caiz midir?

2. Tasfiye / itfa döneminde varlıkların geri alınması sırasında uygulanması gereken satış fiyatı ilk satış bedeliyle aynı (nominal fiyat) olabilir mi?

3. Sukuka dayanak oluşturan varlık sepeti içerisine alacaklar dahil edilebilir mi?

 

1. SUKUK İHRACININ FIKHÎ HÜKMÜ

Kira sertifikası uygulaması özü itibariyle sonraki dönem Hanefî fıkıh kitaplarında ve Mecelle’de (madde. 118,119, 396-403) yer alan geri alma şartıyla satıma (bey’ bi’l-vefa / vefaen satış) ve kiralama şartıyla aynı şekildeki satıma (bey’ bi’l-istiğlal / istiğlâlen satış) benzemektedir. Bu satış şekilleri asırlardan beri tartışılmış, caiz görenler yanında görmeyenler de olmuştur. Hatta bu satış türleri caiz görenlerin görüşleri esas alınarak geniş bir uygulama alanı bulmuştur.[4]

AAOIFI Fıkıh Kurulu yatırım sertifikası ihraç işlemlerinin caiz olduğunu belirtmektedir:

“5/1/1- Elde edilecek arz gelirini, İslâm hukukunun onayladığı herhangi bir meşru akde dayalı olarak işletmek ve yatırımlarda kullanmak amacıyla, yatırım sertifikaları ihraç etmek câizdir.”[5]

Uluslararası İslâm Fıkıh Akademisi de İslam Hukukuna göre caiz kabul edilen herhangi bir akde dayalı olarak sukuk ihraç edilmesine cevaz vermektedir.[6]

 

2. SUKUK VARLIKLARININ NOMİNAL DEĞERLE GERİ ALINMASI VAADİ

AAOIFI Fıkıh Kurulu’nun Şubat 2008’de aldığı kararlardan birisi şöyledir:

“Madde 5: Emek sahibi girişimci ortak (mudârib) veya müşâreke akdi ortağı (şerîk) ya da ücretli vekil olmaması şartıyla, kiracının (müste’cir), kira akdine dayalı olarak menkulleştirilen varlıkları sukukun itfa tarihinde nominal değeri ile geri satın alacağı taahhüdünde bulunması caizdir.”[7]

Bu madde dikkat edilirse kiracının itfa tarihinde varlıkları nominal değeri ile geri satın alma vaadinde bulunmasının caiz olduğunu ifade etmektedir. İlgili kuruluşun Sukuk hakkında yayınladığı Standart 17’de yer alan ve sukuk ihraç eden tarafın sukuk konusu varlıkları nominal değeri ile geri alma vaadini düzenleyen 5/2/2 nolu madde ile Şubat 2008’de yayınlanan rapordaki Madde 5 birbirine karıştırılmamalıdır. 5/2/2 nolu madde şöyledir: “İkincil piyasalarda işlem görmesi câiz olan sukuk türlerini ihraç eden tarafın izahnamede, ihraç tamamlandıktan sonra kendisine arz edilecek sertifikaları piyasa değeri ile geri satın almayı taahhüt etmesi câizdir. Ancak sertifikanın nominal değeri ile geri satın alınacağı vaadinde bulunmak câiz değildir.”[8]

Dikkat edilirse 5/2/2 nolu madde kiracının geri alımını değil ihracı yapan tarafın geri alımını düzenlemektedir.

Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi de 13 – 18 Eylül 2012 tarihinde Cezayir’de yapılan 20. dönem toplantılarında AAOIFI ile aynı doğrultuda kararlar almıştır. 20. Dönem kararlarında kiracının geri alımı konusuna değinilmemiş ancak “Emek sahibi girişimci ortak (mudârib) veya müşâreke akdi ortağı (şerîk) ya da vekilin menkulleştirilen varlıkları sukukun itfa tarihinde nominal değeri veya başlangıçta belirlenen bir bedel karşılığında geri satın alacağı taahhüdünde bulunması caiz değildir. Çünkü bu durumda sermaye garantisi verilmiş olmakta veya peşin para karşılığında vadeli olarak daha yüksek tutarda bir para alınmaktadır.”[9]

 

3. SUKUKA DAYANAK OLUŞTURAN VARLIK SEPETİ İÇERİSİNE ALACAKLARIN (BAŞTA MURABAHA ALACAKLARI OLMAK ÜZERE DİĞER ALACAKLAR) DAHİL EDİLMESİ

AAOIFI Fıkıh Kurulu’nun Şubat 2008’de aldığı kararlardan birisi varlık sepeti içerisinde alacakların bulunması durumunu düzenlemektedir:

“Madde 2: İkincil piyasalarda işlem görebilen ve tedavül kabiliyeti olan yatırım sertifikalarının, sırf alacakları / borçları temsil etmesi caiz değildir. Ancak bir ticârî veya finansal kuruluş tüm varlıklarını veya sahibi bulunduğu bir portföyü sattığında alacaklar / borçlar da asaleten değil fakat mevcut mallara ve menfaatlere bağlı olarak devrediliyorsa, menkul kıymetler hakkında yayımlanan 21 numaralı standart kararlarda verilen ölçüler dikkate alınarak satışa sunulan varlıklar menkulleştirilebilir.”[10]

Fıkıh Kurulu’nun atıfta bulunduğu 21 numaralı standartta yer alan metin şöyledir:

“3/19- Eğer şirketin varlıkları mal, menfaat, para ve alacaktan oluşuyor ise hisse senetlerinin alım satımının hükmü, şirketin faaliyet alanı ve kuruluş amacına göre değişir. Eğer şirketin kuruluş amacı ve ana faaliyet alanı mallar, menfaatler ve haklar üzerine ise, hisse senetlerini alıp satmak sarf (döviz alım satımı) ya da alacaklar üzerinde tasarrufta bulunma hükümlerine riayet gerekmeksizin câizdir. Ancak bunun için malların, menfaatlerin ve hakların piyasa değeri, şirketin toplam varlığının yani mal, menfaat, hak, para ve para hükmündeki varlıklarının (para hükmündeki varlıklara örnek olarak şunları verebiliriz; başkalarındaki alacaklar, başka bankalardaki cari hesaplar, alacağı temsil eden vesaik) % 30’undan aşağı olmamalıdır. Bu şart gerçekleştiği takdirde nakit ve alacakların miktarına bakılmaz; çünkü onlar şirketin faaliyet alanı ve kuruluş amacına tabi kabul edilirler.”[11]

Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi 13 – 18 Eylül 2012 tarihinde Cezayir’de yapılan 20. dönem toplantılarında genel olarak menkul kıymetlerin farklı varlık türlerini temsil edip etmemesine göre ikincil piyasalarda işlem görmesi konusunda şu kararları almıştır:

“1. Menkul kıymetin temsil ettiği varlıklar tamamen nakit ve alacaktan ibaret ise ikincil piyasalardaki işlemlerde sarf akdi ile alacağın satışı konusundaki hükümler uygulanır.

2. Menkul kıymetin temsil ettiği varlıklar mevcut mal, menfaat ve haklardan oluşuyorsa bu durumda anlaşılan bedel üzerinden ikincil piyasalarda satışı / tedavülü uygundur.

3. Menkul kıymetin temsil ettiği varlıklar nakit, alacak, mevcut mal, menfaat ve haklardan oluşuyorsa bu durumda şu ihtimaller söz konusu olur:

a. Nakit ve alacak halindeki varlıklar, asıl kabul edilebilecek bir varlığa tabi ise ve menkul kıymet asıl varlık üzerindeki mülkiyeti de içeriyorsa bu durumda nakit ve alacak halindeki varlıkların oranına bakılmaksızın söz konusu menkul kıymetlerin tedavülü caiz olur.

b. Nakit ve alacak halindeki varlıkların asıl kabul edilebilecek bir varlığa tabi olmaması veya menkul kıymetin asıl varlık üzerindeki mülkiyeti temsil etmemesi halinde hangi tür varlıkların daha ağırlıklı olduğu dikkate alınır ve buna göre hüküm verilir.” [12]

İslam Fıkıh Akademisi bu karar metninde, dikkate alınması gereken ağırlıklı oluş oranı konusunu bir sonraki dönem toplantılarına ertelediğini belirtmektedir.

 

SONUÇ

Bu ölçüler dikkate alındığında normal sukuk işlemi caiz olduğu gibi sukuka dayanak oluşturan varlıklar içerisinde alacakların bulunması da caizdir. Yukarıda bahsi geçen AAOIFI ve Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi adlı kuruluşların görüşlerini esas aldığımızda şu sonuçlara ulaşırız:

1. Her iki kuruluş da sukuka dayanak oluşturan varlık sepeti içerisinde bulunan mal, menfaat ve hak şeklindeki varlıkların; para ve para hükmündeki varlıklardan daha fazla olması durumunda sukuk ihracına müsaade etmektedir. Burada uluslararası kuruluşlar ve fıkıh kurulları arasında bir ittifak olduğu görülmektedir.

2. Para ve para hükmündeki varlıkların; mal, menfaat ve hak şeklindeki varlıklardan daha fazla olması halinde ise görüş ayrılıkları ortaya çıkmaktadır. Bu noktada AAOIFI ve AAOIFI standartlarını esas alan Danışma Kurulları şöyle düşünmektedir: “Şirketin faaliyet alanı ve kuruluş amacına tabi olması şartıyla şirkete ait malların, menfaatlerin ve hakların piyasa değeri, şirketin toplam varlığının % 30’undan aşağı olmadığında para ve para hükmündeki varlıkların şirkete ait mallar, menfaatler ve haklarla birlikte sukuklaştırılması mümkündür.

Çünkü Katılım Bankalarının kuruluş amacı ve ana faaliyet alanı para satmak değil mallar, menfaatler ve haklar üzerinden finansman sağlamaktır.”

 

Mehmet Odabaşı

Katılım Emeklilik ve Hayat A.Ş.
Danışma Kurulu Üyesi

 



[1] Heyet, Faizsiz Bankacılık Standartları, (Tercüme Mehmet Odabaşı ve İshak Emin Aktepe), TKBB, Yayın No: 2, İstanbul 2012, 17 Numaralı Standart, sh. 370.

[2] Heyet, Faizsiz Bankacılık Standartları, TKBB, 17 Numaralı Standart, s. 369.

[3] Bu süreçler genel bir anlatım niteliğindedir. Kimi zaman süreçlerde bazı farklılıklar olabilmektedir. Ancak bu durum işlemin özünde bir değişiklik meydana getirmemektedir.

[5] Heyet, Faizsiz Bankacılık Standartları, TKBB, 17 Numaralı Standart, s. 375.

[6] Karar No: 178 (4/19).

[7] İslâmî Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetim Kurulu’na bağlı olarak faaliyet gösteren ve bu finans kuruluşları için İslam Hukuku’na göre standart kararlar ve kurallar yayımlayan Fıkıh Kurulu, tüm dünyada geniş bir uygulama alanı bulan yatırım sertifikaları hakkında ortaya çıkan çeşitli görüş ve sorular üzerine 27/06/2007 (Medine), 08/09/2007 (Mekke) ve 13-14/02/2008 (Bahreyn) tarihlerinde üç ayrı toplantı yapmış ve faizsiz bankacılık ve finans kuruluşlarının uzman temsilcilerinden oluşturulan bir komisyonun 15/01/2008 tarihinde Bahreyn’de yaptığı bir toplantı sonucunda hazırlayıp Fıkıh Kurulu’na sunduğu raporu inceledikten sonra yatırım sertifikaları hakkında aldığı 17 numaralı standart kararları tekid etmiş ve Şubat 2008’de yayınlanan bazı tavsiye kararları almıştır. Bu tavsiye kararlarından birisi de budur. (AAOIFI’s Shari’a Board Resolutions on Sukuk-English version, قرارات المجلس الشرعي بشأن إصدارات الصكوك
bkz. www.aaoifi.com)

[8] Heyet, Faizsiz Bankacılık Standartları, TKBB, 17 Numaralı Standart, s. 382.

[9] Bkz. 188 (3/20) nolu karar.

[10] (AAOIFI’s Shari’a Board Resolutions on Sukuk-English version, قرارات المجلس الشرعي بشأن إصدارات الصكوك bkz.
www.aaoifi.com)

[11] Heyet, Faizsiz Bankacılık Standartları, TKBB, 21 Numaralı Standart, s. 446.

[12] Fıkıh Akademisinin bu konuyla ilgili verdiği eski kararlardan biri de şöyledir: “Mukarada sermayesi para, alacak, mal ve menfaatlerin karışımından oluşuyorsa, ayn ve menfaatlerin sermayenin çoğunluğunu teşkil etmesi durumunda mukarada sertifikaları, tarafların üzerinde anlaşacakları fiyat üzerinden tedavül edilebilir.” Karârât ve tavsiyyât Mecmei’l-fıkhi’l-İslâmî, Karar No: 30 (3/4), s. 121-122; ayrıca bkz. Karar No: 178 (4/19).

Yorum Yaz

E-postanız gözükmeyecektir.