Günlük yaşamımızda, yatırım alışkanlıklarımızı şekillendirirken konvensiyonel sigortacılığın yeterli olmadığı durumlar olabiliyor. Çünkü İslam inancına göre faiz getirisinden gelir elde etmemek gerekiyor. Bu ihtiyaçtan doğan Tekafül, nam-ı diğer İslami sigortacılık ise faiz, kumar ve şüpheye yer vermeyecek şekilde 1979 yılında Sudan’da ortaya çıkıyor. Ama dünya geneline baktığımızda İslami sigortacılık anlamında en gelişmiş sistemin Malezya’da olduğunu görüyoruz. Malezya’nın İslami sigortacılıkta hızla gelişmesi ve büyümesinin en önemli faktörlerinden birinin konumu olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra özellikle hayat sigortası branşı da Malezya’nın sermaye pazarının gelişmesinde önemli bir rol oynuyor. Malezya dışında Mısır, Ürdün, Cezayir, Tunus, Suudi Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Senegal, Singapur gibi ülkelerde de İslami sigortacılık başarılı bir şekilde yapılıyor.

 

Türkiye’nin İslami sigortacılık ile tanışması da uzun sürmüyor ve Türkiye, 80’li yılların başında katılım bankalarıyla tanışıyor. Türkiye’deki İslami sigortacılığın gelişimi ise o kadar hızla olmuyor ne yazık ki. Çalışmaların hız kazanması, 2010 yılına kadar aksıyor. 2010 yılından sonra,  var olan bankaların yan kuruluşlarının uygulamaya başladığı İslami sigortacılık, hızlı olmasa da istikrarlı bir şekilde büyümeye ve gelişmeye devam ediyor. Kamu katılım bankalarının da İslami finans sektörüne girmesiyle birlikte önümüzdeki dönemde bu gelişimin hızlanacağı ön görülüyor.

 

Temelinde ortaklığa dayanan Tekafül’ün  kelime anlamı ise “karşılıklı güven ve dayanışma”.  Bu sebeple İslami sigortacılığın temel prensiplerini de bu düzlem çerçevesinde oluşturuyor. İslami sigortacılık, toplanan primleri faizsiz bir şekilde finansman enstrümanlarına yatırıyor. Bu yatırımları çeşitli yöntemlerle yapabiliyor. Wakalah, Mudarebe, Hibrid ve Wakalah-Vakıf olarak dörde ayrılan bu yöntemler, İslam kültürünün kendi toplumsal güvence sistemi ile İslami hukuka uygun olarak işliyor.

 

Bu yöntemlerin detaylarına baktığımızda, Wakalah modelinde katılımcının, sigorta karşılığında belli bir katkı payı ödediğini görüyoruz. Bu katkı payları, bir havuzda toplanarak zarar oluşması durumunda ödemenin buradan yapılması sağlanıyor. Mudarebe modelinde ise durum biraz daha farklı. Burada ortaya bir emek-sermaye ortaklığı konuluyor. Yani bir taraf sermayesini ortaya koyarken diğer tarafın ise bilgi birikiminden yararlanılıyor.

 

Hibrid modelinin vekâlet modeli olarak bilinmesinin nedeni ise temel ilkesine dayanıyor. Çünkü bu modelde şirket, poliçe sahibinin vekili gibi hareket ediyor. Şirketin alacağı ücret ise akit yapılırken belirleniyor. Wakalah-Vakıf modelinde ise sigorta şirketi İslami bir vakıf ya da bağış kurumu oluşturuyor. Kurulan bu vakıfta oluşturulan fona ise katılımcılar katkıda bulunuyor.

 

Hangi yöntem tercih edilirse edilsin, İslami sigortacılığın amacı ise hiç değişmiyor. Kâr etmenin geri planda kaldığı bu sigortacılıkta bir riskin, bir diğer hesabına üstlenilmesi prensibi ile müşterek garantinin sağlanması hedefleniyor.

Yorum Yaz

E-postanız gözükmeyecektir.